İslami Kültür ve Düşünce Araştırma Enstitüsü Sistemleştirme Halkası Müdürü Hüccetü'l-İslam vel-Müslimin Muhammed Hüseyin Pur Emini, Havza Haber Ajansı muhabirine verdiği röportajda üstadı Ayetullah Hacı Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney'in ders ve tartışma üslubuna değinerek ilk kez bu röportajda bazı hususları dile getirdi.

İslami Kültür ve Düşünce Araştırma Enstitüsü öğretim üyesi, hocasının derslerinden zihninde kalan en belirgin özellikleri şu şekilde sıraladı:
Derin İlmî İhtişamın Mütevazılık Kimyasıyla Yoğrulması
Bir süre Ayetullah Seyyid Müçteba Hamaney'in ders kürsüsünde bulunma iftiharına erişmiş ve onun bilgi harmanından nasiplenmiş biri olarak benim için, hocanın "Ders-i Haric" (üst düzey fıkıh ve usul dersi) meclisinde talebe olmak, sadece fıkhi ve usul kurallarını öğrenmenin ötesinde bir deneyimdi. Burada söz konusu olan; derin ilmî ihtişamın, gösterişsiz ve samimi bir mütevazılık kimyasıyla harmanlandığı özel bir "karakter"dir.
İlmî Hoşgörü
Hocanın ders halkasında her şeyden çok göze çarpan husus, onun sergilediği "ilmî hoşgörü" ve "talebe" ile "düşünce" makamına duyduğu derin saygıydı.
Fikirlerin Çarpıştığı ve Düşüncelerin Kesiştiği Meydan
Hocanın ders üslubu, hocanın tek konuşmacı olduğu geleneksel "dikte edici" yöntemlerden temelde çok farklıydı. O, sınıfı tek taraflı bir hitabet ve anlatım alanı olarak değil, fikirlerin çarpıştığı ve düşüncelerin kesiştiği bir meydan olarak görürdü.
Talebenin Özünden İçtihat Melekesini Ortaya Çıkarmak
Defalarca şahit olduk ki hoca, meselenin mahiyetini titizlikle açıkladıktan sonra, sanki talebelerin zihninde kıvılcım arayan, araştırmacı bir bakışla ve teşvik dolu bir ses tonuyla onlara şöyle seslenirdi: "Siz ifade edin... Siz itirazınızı dile getirin." Bu davet, sınıf içi sıradan bir nezaket değil, içtihat melekesini talebenin ruhunun derinliklerinden çekip çıkarmak için temel bir stratejiydi.
İtiraz ve Eleştiriyi Dersin Nefesi Olarak Görürdü
Aziz üstad, kelimenin tam anlamıyla "itiraz ve eleştiriyi" dersin nefesi olarak kabul ederdi; sanki bir gün ders fikir alışverişi ve tartışma olmadan geçse, onun gözünde o meclisin zenginliği ve bereketi azalmış olurdu.
İlmî Eleştiri Edebi
Onun karakterindeki bir diğer ibretlik husus "eleştiri edebi" idi; büyük âlimlerin görüşlerini eleştirirken kullandığı ifadelerin sağlamlığı, hiçbir zaman onların saygınlığının göz ardı edilmesine yol açmazdı. Üstad, ilmin temel direklerinin görüşlerine yönelik en sert teknik eleştirilerinde bile onları daima büyük bir hürmetle anardı; sanki talebelere, argümandaki sağlamlığın, geçmişteki salih âlimlere mütevazı bir bakışla hiçbir şekilde çelişmediğini öğretiyordu.
İlmî Hürriyet ve Talebenin Eleştirisine Değer Vermek
Bu ilmî hürriyetin zirvesi, hocanın yalnızca eleştiriyi tahammülle karşılaması değil, aynı zamanda talebenin eleştirisine "itibar" ve geçerlilik kazandırmasıdır. Çoğu zaman genç bir talebe, hocanın argümanına cesurca bir itiraz getirirdi; böyle anlarda hoca, tarif edilemez bir hoşgörüyle o eleştiriyi tamamen kabul eder ve o talebenin ilmî kimliğine değer katmak için şöyle derdi: "Bu, merhum Naini gibi düşünce büyüklerinin de dile getirdiği o ince eleştirinin ta kendisidir." Bu cömert yaklaşım, talebeyi geri çevirmek yerine ona uçması için kanat verir ve kendini büyük irfan ehliyle aynı seviyede görmesini sağlardı.
Özgürlük ve Cesaret Ekseni
Biz hocamızın medresesinde içtihadın, resmi bir rütbe olmaktan ziyade; özgürlük, anlama cesareti ve hakikat arayışı ekseninde bir "yaşam biçimi" olduğunu öğrendik. Bu, onun ders kürsüsünün kalbinde atan berrak ve saf tablonun ta kendisidir; soru sormanın ham bir cesaret/saygısızlık değil, bilginin yüce zirvelerine ulaşmak için "kutsal bir farz" olduğu bir atmosferdir.
yorumunuz